Hep şikayet, hep şikayet!

Hepimiz çok meşgulüz. Kime sorsanız ne kendisine ne arkadaşlarına ayıracak beş dakika vakti yok. Herkes “koşturuyor”, o kadar ki, bir rivayete göre, “koşturmak” son on yılın en çok kullanılan fiil ödülünü alacakmış!

Meşgul olmanın başarılı olmakla eşdeğer olduğunu düşünenlerin yaşamı gitgide içinden çıkılmaz bir hal alırken, genç yönetici dostlarım bana soruyorlar, şöyle hızlısından zaman yönetimi kursları var mı diye. Bu tür soruları duyunca piyasaya sihirli bir zaman yönetimi hapı çıkaracak birisinin ne kadar çabuk zengin olabileceğini düşünüp gülümsüyorum.

Geçenlerde zor bir haftanın son gününü oğluma özetlediğimde şöyle bir yanıt aldım: “Olmamış annem, bugün olmamış, başa sarıp yeniden yaşamalısın gününü!”

Gelecekte böyle bir becerimiz olabileceğini hayal etmek iyi geliyor insana. Belki her şeyi değil ama boşa kürek çektiğimiz, zamanı geri almak isteyecek kadar vakit kaybettiğimiz zaman dilimlerini yeniden yaşama hakkımız olsaydı, müthiş olurdu değil mi?

Zamansızlığı başarının simgesi gibi göstermekten vazgeçip strese yenik düşmeden yaşamını yönetmek isteyenlere önerilerimi sizlerle de paylaşmak istedim.

Yaptığınız her şeyde plan, program, stratejiye ihtiyacınız var. Markete bile giderken elinizde bir liste, aklınızda da alacaklarınızla evde yapabilecekleriniz olmazsa, eve döndüğünüzde almanız gerekenlerin yarısını unuttuğunuzu, ya da düşüncesiz davranarak yanlış ürünler aldığınızı keşfettiğinizde, zaman yönetiminde sınıfta kalmaya başlamış olursunuz.

Günlük yaşamı bir proje gibi ele almazsanız, sürekli zamanı yanlış kullandığınızı düşünerek ya kendinizi kırbaçlarsınız, ya da suçu başkalarına atarak rahatlamaya çalışırsınız. Bunun için ister teknolojiden yararlanın, ister eski usul bir defter kalemle “Aklımda tutarım” dediğiniz ne varsa yazın.

Hafıza tekniklerindeki en önemli konulardan biri de bu: bugünün hızlı ve karmaşık dünyasında her şeyi aklımızda tutmaya çalışmak kimse için çözüm değil.

Her konuda, her an öncelikleri belirleme alışkanlığını edinmek mümkün, sadece üzerinde biraz çalışmak gerek. İşte, evde, sokakta, insanlar sizin önceliklerinizi alt üst etmek için ellerinden geleni yapmaya devam etseler bile, biraz irade, bir doz da esneklikle her şeyin üstesinden gelmeyi başarabileceğinizi arada kendinize hatırlatın. Ve işte bunun için her gün kendinize gününüzü, haftanızı, ayınızı düzenlemek için vakit ayırın ve her iş için makul süreler belirleyin.

Zamanı kısa dilimlere bölmek daha küçük lokmalar sayesinde boğulmadan yola devam etmenizi sağlayabilir.

Daraldığınızda, her şeyin üstünüze geldiğini hissettiğinizde, mola verin. İster beş dakika, ister daha uzun molaları beyne ve bedene iyi gelen bir şeyle de zenginleştirirseniz, mecburiyetlerinize rahatlamış olarak geri dönebilirsiniz.

İyi gelen şeyler de ne derseniz, bu herkese göre değişir, bir elma yemek, açık havada biraz yürümek, müzik dinlemek, sevdiğimiz birisiyle birkaç dakika hoş bir sohbet yapmak için çaba harcamak… Listeyi çeşitlendirmeyi size bırakıyorum.

Kendi ritminizi yabana atmadan, her yerde ve herkesle nasıl uyumlanabileceğinize kafa yorun, kendi çözümlerinizi geliştirin ve bütün bunları yaparken KENDİNİZE İYİ DAVRANIN.

Boğulmayı beklemeden insanlardan yardım istemeyi başarabiliyor musunuz? Saldırganlaşma ya da kendinize acıma noktasına gelmeden destek isteyin. Burada da devreye iletişim becerilerimiz giriyor. Yakın çevreleriyle iyi ilişkiler sürdüren ve genel olarak insan ilişkileri iyi olan kişilerin zaman yönetiminde daha başarılı oldukları gözlemleniyor.

Zaman yönetimi her şeyden önce kendinizi yönetmektir. Kendini yöneten dünyayı yönetir diyen Platon’u haklı çıkartmak için yarından itibaren neleri farklı yapabileceğinizi düşünmek ister misiniz?