Akıllı ol!

Çocukken en çok duyduğum komutlardan biri buydu: Akıllı ol!
Nasıl yapacağımı kimse anlatmıyordu ama benden bekledikleri şeyin çok açık olduğunu düşündükleri kesindi. Akıllı olmanın ne anlama gelebileceğini ancak yıllar sonra bilge bir yaşlı dostun söyledikleriyle çözmeye başladım. Zeki insanlar her zaman akıllı olmaz demiş ve eklemişti, akıllıyla kurnazı sakın karıştırma!
Kafam hala biraz karışıktı ama en azından zeki olduğumu anladığım için içime biraz olsun su serpilmişti.

Sonrasında, eğitimci, koç, danışman olarak yüzlerce hatta binlerce insanla tanışma, onları tanıma, gözlemleme fırsatım oldu. İş hayatım boyunca da yakından tanıdığım profesyonellerin büyük çoğunluğunun söylediklerinden ya da söyleyemediklerinden anladığım şu ki, birçok insan hayatı boyu aklını verimli ve etkin bir şekilde kullanamadığı için yorgun, yılgın, huzursuz, telaşlı, kaygılı, mutsuz…

Uzmanlar bu konu üzerinde kafa yorup duruyorlar çünkü artık hepimizin bildiği bir şey var: mutsuz insanlar ne okulda ne de iş hayatında hak ettikleri başarıya ulaşamadıkları gibi, üstüne hasta bile olabiliyorlar.

Yaşamın farklı katmanlarında aklını kullanmak tam olarak ne anlama gelir diye baktığımızda, önümüze ilginç olduğu kadar basit öneriler çıkıyor. Nedir bunlar?
Hep “Yapılacaklar listesi” hazırlıyorsanız, bir de “Yapılmayacaklar” listesini deneyin. Yani size vakit kaybettiren, kafanızı karıştıran, yaptığınızda işe yaramayan ne varsa yazın ve bu listenizi görünür bir yere koyun.
Bu listeye şöyle şeyler yazmak mümkün: Telefon konuşmalarını uzatma, derslere hazırlıksız gitme ve boş konuşma, şikayet etme, dedikodu yapma, şu veya bu kişiye veya konuya takılıp kalma…
Güne başlama ritüelleri yaratın: Kalkınca esneme hareketleri yapın, her sabah renkli bir şey giyin, takın. Karşılaştığınız herkese muhakkak günaydın deyin, hatır sorun, imkanınız varsa, kahvenizi dışarıya bakarak için…
Laptopunuzun takvim ve ajandasını kullanın. Takviminizin sizi yönetmesine izin vermeyin. Sürekli kendinize sorun: Şu anki önceliğim ne olmalı? Vaktimi bu yaptığım şekilde harcamak istediğimden emin miyim?
Az söz verin, çok iş yapın. 20. Yüzyılın en şaşırtıcı sanatçılarından Andy Warhol kendisinden bir grafik tasarım işi istendiğinde, sesini çıkartmaz, gider çalışır ve bir yerine beş iş getirerek her seferinde müşterilere hoş bir sürpriz yaparmış. Hepimiz bunu yaptığımız her şeye uyarlama akıllılığını gösterebiliriz.
Her gün yeni bir şey öğrenin: Teknolojinin nimetlerinden yararlanarak yeni şeyler keşfedin, bir “Öğrenme makinesi”ne dönüşmek için her gün kendinize vakit ayırın. Her gün yabancı bir dilde bir sözcük öğrenseniz bu yılda üç yüzden fazla kelime eder. Bunun bir de kendi dilimizi zenginleştirme versiyonu var. İster klasik bir sözlükten, ister Internet’ten her gün bir Türkçe kelimeyi hatırlayın, bilmediğiniz bir anlamını keşfedin, ya da hiç bilmediğiniz bir sözcükle tanışın. Unutmayın, yurtdışında yaşamaya başlayınca ana dil ister istemez fakirleşiyor.
Sanatın size iyi gelmesine izin verin: Müzeye, sergiye gitmeniz mümkün değilse, Internet’te sanal müze gezin, yeni sanatçıların işlerine bakın, ne tür sanat sevdiğinize karar verin. Dilerseniz kağıt, kalem alın, resim yapın, kolaj yapın, topraktan heykel yapın, takı yapın, mobilya yapın. Kısaca, ellerinizi kullanarak kendinize yaratıcı olma izni verin.
Yemek yaparak kafanızı boşaltın: Televizyonda ya da Internet’te birkaç dakikada yeni bir yemek tarifi öğrenebilir, hatta hemen uygulamaya bile geçebilirsiniz. Peynir ekmek yemek için bile her gün kendinize güzel bir sofra kurun.
Hızlı olun ama acele etmeyin. Kimse aceleci insanları sevmez, hatta bazıları sizi kolaylıkla telaşlı kategorisine sokar ve bir daha tersini ispat edemezsiniz.
Her akşam, günü değerlendirerek kendinize tek bir soru sorun: Yarın neleri farklı yapabilirim?

Esen kalın.